Sina Afra – Röportaj

Sina Afra bu günlerde neler yapıyor?

Markafoni’nin satışından sonra kurucusu olduğum Türkiye Girişimcilik Vakfı ve kurucuları arasında olduğum UNDO odaklandığım çalışmalar arasında yer alıyor. Öte yandan Afra G3 Family Office altında da yatırımlarıma devam ediyorum. Yakın zamanda yeni bir girişim düşünüyorum.

Türkiye girişimcilik ekosisteminin şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de girişimcilik günden güne daha çok önem kazansa da hala toplum olarak girişimciliğe mesafeli olduğumuz söylenebilir. Toplumda yerleşik bazı düşünme/yaşama tarzları mevcut. Genel olarak kendini güvenceye alma içgüdüsüyle hareket ediyor ve kararlar veriyoruz. Elbette bunda ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durum ile eğitim faaliyetlerinin önemi büyük. Hal böyleyken girişimcilik birçok insan için riski yüksek ve meşakkatli bir kariyer seçeneği olarak görülüyor. Bu ortamda fırsatlarla olduğu kadar risklerle de dolu olan girişimcilik adına çalışmalar yapmak ve insanları bu yönde teşvik etmek elbette kolay değil.

Kalkınmadaki en temel sorun ise sürdürülebilirlik, bunu sağlamak her geçen gün zorlaşıyor. Ekonomik, sosyal ve teknolojik kalkınmayı sağlarken sürekli tüketiyor ve salt tüketime teşvik ediyoruz. Uzun vadede ortaya çıkacak girişimlerin de sürdürülebilir kalkınmayı desteklemesi gerektiğine inanıyorum. Zaten etki yaratan girişimcilik modeli de bünyesinde ekonomik kalkınma yanında değer yaratan unsurları da barındırıyor. Biz de bu nedenle geleneksel girişimlerden daha çok değer yaratan girişimlere odaklanıyoruz. Değişime açık olmak ve her yenilikte kendini yenileyebilmek, girişimciliğin ve melek yatırımcılığın olmazsa olmazlarından olduğu için, yatırım tercihlerimizde bu özellikleri barındıran girişimlere destek olmaya çalışıyoruz.

Bugün Türkiye’de eTohum, Girişim Fabrikası, Endeavor, GBA ve BIC gibi girişimcileri “eğitim”, “network” ve “maddi” açılardan destekleyen pek çok yapı ve yatırım ağları mevcut. Üç boyutu da ele alan bu oluşumların ortak özelliği, girişimciliğe karar vermiş kişilere farklı alanlarda destek olmaları. Benim kurucusu olduğum Girişimcilik Vakfı ise, girişimci olmamış ama girişimciliğe yatkın ve ilgili gençleri destekleyen bir vakıf. Girişimcilik ekosistemini “grassroot” bir yaklaşım ile aşağıdan beslemek amacıyla kuruldu. Şimdi tüm bu oluşumlar ekseninde ekosistemimizin çok geniş bir yelpaze oluşturduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Şu an hem yatırımcı hem de girişimci kimliğinizde öne çıkıyorsunuz. Sizin için hangisi ağır basıyor? Gelecek planlarınızı hangi tarafta kurguluyorsunuz?

Kesinlikle girişimci kimliğim. Markafoni satışından sonra bir tür geçiş dönemi oldu – son 2 sene – ve bu dönemde yatırımcı kimliğim daha ön plana çıktı. Ama benim kalbim girişimcilik tarafında.

Sina Afra bu güne kadar hangi girişimlere yatırım yaptı?

Melek yatırımcı olarak 2007’den beri Türkiye başta olmak üzere, Almanya, ABD, Hollanda, İngiltere ve İsviçre’de toplam 26 girişime yatırım yaptım.

Sina Afra
Sina Afra

Yakın tarihli yatırımlarımdan biri, Türkiye’nin Fiverr’ı olarak tanınan Sadeceon.com. 10 TL’den başlayan fiyatlarla hizmet almak isteyenlerle hizmet sağlayanları buluşturmayı hedefleyen Sadeceon.com, ilgi çekici mikro servisleri ve yetenekleri potansiyel alıcılarla buluşturuyor. Site, grafik-tasarımdan müziğe, video-animasyondan çeviri, online pazarlama ve teknolojiye kadar birbirinden farklı 11 kategoride barındırdığı uzman hizmetleriyle Türkiye’de ihtiyaç duyulan bir pazarı güçlendiriyor. Sadeceon.com, şu anda YouTube klibine Türkçe altyazı eklemek isteyenlerden web sitesinin Android uygulamasını Google Play’e ekletmek isteyenlere, en güzel hikâyenizi çizgi roman yapabilenlerden sizin için evlilik bloğu hazırlayanlara kadar herkese her konuda yaratıcı, eğlenceli ve faydalı hizmetler sunabilecek noktada. Çok kısa süre içinde Türkiye’de ilk akla gelen sosyal medya pazaryeri olmayı başarması ve bugün çok sayıda ajansla çalışması, umut vadeden bir girişimin hızla büyüyeceğine ve küresel bir marka olabileceğine dair olumlu sinyaller veriyor. Son derece etkili bir iş modeliyle hizmet veren ve kısa sürede büyük bir işlem hacmine ulaşmış olan Fiverr.com’un Türkiye’ye başarıyla uyarlanması ve daha önce başarılı exit’ler yapmış, deneyimli bir kurucu ekip tarafından hayata geçirilmesi, 500 bin TL’lik yatırım kararı vermemde önemli rol oynadı. Sadeceon.com’un ileride ikinci ve üçüncü tur yatırım alacağına inanıyorum.

Ortaklarımla UNDO’yu kurarken, Türkiye’nin çok önemli bir ayakkabı bağcığı üreticisi olduğu ancak bugüne kadar bu potansiyelin ortaya çıkmadığı ve değerlendirilmediği düşüncesinden yola çıktık. Dünya çapında da sadece ayakkabı bağına odaklanan bir marka henüz yok. Dolayısıyla biz de İstanbul merkezli tasarım stüdyosu “UNDO Labs” ile birlikte bunu bir fırsat olarak gördük ve Türkiye’nin üretim potansiyelini markalaştırmak üzere yatırımlarımızı bu yönde gerçekleştirdik. Bunun için ilk etapta dünyanın önde gelen bağış sitesi Kickstarter üzerinden bir bağış kampanyası başlattık. Şimdi ise UNDO ayakkabı bağcıkları izmirAHS üzerinden satışa çıktı. Birçok farklı renk seçeneği ile birlikte kısa, orta, uzun boy seçeneklerine de sahip bağcıkların satış fiyatı ise 15 dolar. UNDO’nun çıkış noktalarından biri, ayakkabı endüstrisinin yarattığı ekolojik tahribatı elimizden geldiğince azaltmak. Çünkü bildiğiniz gibi ayakkabı üretmek endüstriyel bir süreç ve ayakkabının parçalarının hazırlanmasından mağazalara ulaştırılmasına kadar müthiş bir karbon salımı yaratıyor. Tek bir ayakkabının karbon emisyonunun yaklaşık 14 kg. olduğunu hesap ettiğimizde ayakkabının giydiğimiz kıyafetler ve aksesuarlar arasında en yüksek karbon salımı yapan ürün olduğunu anlayabiliriz. Siz UNDO bağcığını aldığınızdaysa, biz sizin adınıza aldığımız karbon ofset kredisi ile yeryüzüne verilen bir ayakkabılık karbon zararını kapatıyoruz. İsmimizin de açıkça dile getirdiği gibi, doğaya yönelik bu tahribatı ‘geri alıyoruz’ (UNDO).

2014’te kurucuları arasında olduğum Girişimcilik Vakfı ise, en önemli inisiyatiflerimden biri aslında. Gençlerin girişimcilik kültürüyle erken yaşta tanışması ve benimsemesi her şeyden önemli. Girişimcilik Vakfı’nın ana amacı, Türkiye’de girişimciliğin yaygınlaşması olup bunun için Türkiye’de girişimcilik ve liderlik açısından en yatkın ve en yetenekli gençlerin bulunması ve desteklenmesidir. Türkiye’de girişimcilik konusunda son yıllarda bir “uyanış”, bir “diriliş” yaşanıyor fakat “alt-yapı” ve “kafa-yapı” eksiklikleri nedeniyle ülkemiz kendisinden beklenen gelişimi gösteremiyor. Biz de, tıpkı sizin gibi, bu gelişimi hızlandırmak ve girişimci gençlerin önünü açmak adına bu vakfı hayata geçirdik. Amacımız tüm sektörlerde somut proje geliştirmek değil, Fellow Programımız ile Türkiye çapında girişimcilik fikrini yaymak. İlham vermeyi, yaptıkları işin dünyayı değiştirebileceğini, “geri verme” kültürünü ve networking’i daha girişimcinin somut bir fikri yokken anlatmalıyız ki, girişimci benliğinin vazgeçilmez bir parçası olsun.

Yine 2009 yılında kurulduğundan bu yana özellikle girişimcilik ekosistemi ve pek çok kurumsal firma tarafından tercih edilen, bu şirketlerin internet projelerine yazılım ve tasarım hizmeti sunan Atölye15’e de 450 bin liralık yatırım yaptım. Merkez ofisi İzmir’de bulunan şirket, bu yatırımla birlikte İstanbul ofisini de açtı. Şu anda yurtdışındaki müşterilerinin oranı yüzde 20 civarında olan Atölye15, bu ortaklıkla birlikte yurtdışındaki müşteri sayısını yüzde 50’nin üstüne çıkartarak, yazılım ve tasarım ihracatını artırmayı amaçlıyor.

Girişimlerinizde veya yatırımlarda teknik altyapıya ne derece önem veriyorsunuz?

Bu girişimin faaliyet alanına göre değişiyor ama genelde teknoloji kendi değerlendirmem için en ön planda olan işlerden biri.

Yeni yatırım planlarınız var mı, ipucu alabilir miyiz?
Yatırımlar devam edecek. 2016’nın ilk yatırımı İzmir’den “Silence of the Bees” oldu – genç bir perakende şirketi.

Yatırım yapacağınız girişimlerde nelere önem veriyor, ne gibi değerlendirmeler yapıyorsunuz?
Girişimciler küçük düşünüp büyük adımlar atmaya çalışıyorlar. Fakat tam tersi olmalı. Yani büyük düşünüp küçük adımlar atmalılar.

Girişimcilerin ayrıca yatırımcılarını seçerken onlar hakkında bilgi toplamasını ve geçmişte yaptığı yatırımlardaki girişimcilerden referans almalarını tavsiye ediyorum. Aynı zamanda yeni girişimcilerin inovasyona yönelmesini ve nakit akışlarını ciddi, planlı bir şekilde kontrol etmelerini öneriyorum.

Bununla birlikte girişimler her şeyden önce çok iyi bir fikirle gelmeliler. En önemli sermayelerinin, pazarın ihtiyaçlarına karşılık veren bir iş fikri ve bunu hayata geçirecek bir ekip olduğunu unutmamalılar. Tüm bunları yaparken kendilerine inansınlar ve iş fikirlerine tutkuyla sarılsınlar. Eğer siz inanmıyorsanız, emin olun karşınızdakileri de heyecanlandıramazsınız. Örneğin ben bir melek yatırımcı olarak işin başındaki ekibin bu işe inanmadığını anlarsam hemen geri çekilirim. Bunun yanı sıra net bir gelir modeli sunabilmek de girişimciye avantaj sağlar.

UNDO’da işler nasıl gidiyor?

Önceki soruda paylaştığım üzere UNDO ayakkabı bağcıkları UNDO Labs online mağazası (shop.undolabs.com) üzerinden satışa devam ediyor. Şu an ABD üzerinden offline satışlarımızı organize etmeye çalışıyoruz.

Markafoni’de kullandığınız teknolojiler nelerdi?
Phyton / Django bazlı bir teknolojimiz vardı. Sanırım bugünlerde yeni sahipleri başka bir platforma taşıdı.

 

Türkiye e-ticaret sektörünün bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörün geleceği hakkında öngörüleriniz nelerdir?

Günümüzde artık e-ticaret alanında klonlamaktan ziyade özgün fikirlerin yani dünyaya satılabilecek fikirlerin ortaya çıkması sevindirici. Diğer taraftan girişimciler de maliyet yoğun e-ticaret yerine işin pazaryeri modeline yöneliyor. 2011 yılında e-ticaretin hangi alanı yükselecek diye sorsaydınız kesinlikle “dikeyler” derdim. Ama bugün en büyük iki dikeyin cirosu 50’şer milyon lira. Artık e-ticarete giren herkes daha az sermaye ile yürütebilecekleri işlere giriyorlar ki pazaryerlerinin geri dönüşü bunun sonucu. O nedenle Markafoni benzeri hiçbir girişim kurulmuyor. Çünkü dört sene sonunda karlı olmayı kimse beklemiyor. Ama pazaryeri altı ayda kar yakalayabilir, %10-20 komisyon alıyorsunuz ve lojistik maliyeti yok, iadesi yok.

Her halükarda kısa vadede e-ticareti zorlu iki sene bekliyor. Yatırımcılar geri dönmeyecek, melekler harekete geçmeyecek, yabancı yatırımcıları bekleyeceğiz.

Kuruluşunda öncülük ettiğiniz alanında tek olan Türkiye Girişimcilik Vakfı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Girişimcilik, Türk kültürünün ve dolayısıyla eğitim sisteminin bir parçası değil. Bugünkü girişimcilere baktığımızda, çoğunun bir şekilde dünya ile bağlantısını kurmuş kişiler olduğunu görüyoruz. İlham veren rol modelleri görmek ve risk almak, girişimcilik için en önemli unsurların başında geliyor. Bununla birlikte, Türkiye’deki mevcut yapı hâlihazırda girişimci olmaya karar vermiş kişilere yönelik hızlandırma programlarından ve sonrasındaki desteklerden oluşuyor. Oysa girişimcilik kültürünü geliştirmek için önce altyapı oluşturmanız, buna temelden başlamanız gerekir. Burada en doğru başlangıç noktası da üniversitelerdir. Üniversiteler, girişimcilik için doğru inkübasyon alanlarını oluşturuyor. Çünkü gençler, bu yaş aralıklarında ve üniversite ortamında risk almaya, farklı ve yeni şeyler öğrenmeye, en önemlisi de ilham almaya çok daha açıklar.

Biz de bu düşünce ve gerekçeler ile yola koyulduk. Kurucusu olduğum ve dünyada da bir ilk olan Girişimcilik Vakfı, Türkiye’de girişimcilik kültürünü geliştirmek için 17-24 yaşları arasındaki gençlerle birlikte çalışacak bir yapı oluşturmaya, girişimcilik kültürünü üniversite çağından itibaren yaymaya çalışan bir yapıdır.

Gençlerin girişimcilik kültürüyle erken yaşta tanışması ve benimsemesi her şeyden önemli. Çünkü Türkiye’de girişimciliği kuvvetlendirmenin Türk ekonomisini kuvvetlendirmek olduğuna inanıyorum. Eğitim ve girişimcilik uzun vadede Türkiye’yi olumlu yönde etkileyecek ve dönüştürecek en önemli iki kaldıraç. Bunu yaparken girişimcilik tarafında devletten bir beklentimiz olmamalı. Bir girişimcilik ekosistemi olarak gençlere girişimciliği en geç üniversiteden itibaren anlatmamız lazım. Genelde Türk aile kültüründe girişimcilik hâkim bir değer olmadığından, bunu başarılı rol modellerini kullanarak, bunların gençlere ilham vermesini sağlamamız lazım. İlham vermemiz lazım ki, gençler o heyecanla girişimciliğin uçsuz budaksız potansiyelini anlayabilsinler ve hayata geçirebilsinler. İlham verirken, yaptıkları işe inanarak yapmaları gerektiğini de anlatmamız lazım. Hiçbir girişimcinin “kurduktan sonra hemen satayım, köşe olayım” mantığıyla bir girişime yaklaşmaması gerekiyor. Tam tersine, “dünyayı değiştireceğine” inanarak başlanması nihai hedefimiz olmalı. Genç yaşta networking’in değerini anlatabilmemiz lazım. Genç yaşta anlatalım ki, ileride bunun faydalı olacağını görsünler. Hatta anlatırken somut networklere dâhil edelim ve gençler somut avantajlar elde edebilsinler. İlham vermeyi, yaptıkları işin dünyayı değiştirebileceğini, “geri verme” kültürünü ve networking’i daha girişimcinin somut bir fikri yokken anlatmalıyız ki, girişimci benliğinin vazgeçilmez bir parçası olsun.

Girişimcilik Vakfı’nın yaratmak istediği kültürün bir diğer öğesi de “Giveback”. Fellow Programına katılan üniversite öğrencileri aldıkları ilhamla başkalarının hayatlarına ilham veriyorlar, karşılığını verme kültürüyle aldıkları ilhamı çevreleriyle paylaşarak bu zinciri büyütüyorlar. Bu öğelere dikkat çekmek için bu yıl ilkini 16 Mart’ta gerçekleştirdiğimiz Giveback Gala’da Türk iş ve girişimcilik dünyasının önemli isimlerinin yanı sıra, İstanbul TALKS Inspired 2016 Konferansı’nın Sir Richard Branson gibi dünyaca ünlü konuşmacılarını ağırladık. Zopa’nın kurucusu James Alexander’ın ve Founder Pledge’in kurucularından David Goldberg’in konuşmacı olarak yer aldığı geceye 550’nin üzerinde kişi katıldı.

Yeni girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Başkalarının tavsiyelerine çok kulak asmayın. Kendi deneyimlerinizi edinin; gerekirse bunun bedelini siz ödeyin ama yolunuza devam edin. Sevdiğiniz işi iyi insanlarla yapınca başarı kendiliğinden geliyor. O da maddi olarak tatmin edici bir sonucu da beraberinde getiriyor. Ayrıca dünyanın neresinde olursanız, büyük düşünüp ufak adımlar adın. En önemli nokta bana göre bu.

Bunun dışında Türkiye’de ve dünya çapında öne çıkan, fark yaratan her türlü girişimi, dünyanın başarılı CEO’larını takip etmelerini, onların hikâyelerinden ilham almalarını girişimcilere tavsiye edebilirim. Türkiye’de Sadeceon, Etkinlikcim ve Onedio bunlardan bazıları. Dünya çapında ise Fiverr, Whatsapp veya Snapchat’i takip etmelerini tavsiye edebilirim. Bunun dışında, örneğin; benim hayatımın her döneminde ilham aldığım kişiler farklı oldu. Her gün yeni fikirler ve bilgilerle dünya görüşümü oluştururken ve bu süreçte sorumluluklarım da çeşitlenirken, doğal olarak tarzı, hikâyesi ve yaptıklarıyla bana yol gösteren rol modellerim de değişti, çoğaldı: Chrysler eski CEO’su Anthony Lee Iacocca’dan General Electric eski CEO’su Jack Welche’e, Skype’ın kurucusu Niklas Zennström’dan Tesla, Space X ve Solarcity Kurucusu Elon Musk’a kadar bana ilham veren çok kişi oldu.

Sosyal medyaya bakış açınız nasıl?

Özellikle gençler ve girişimcilerle sıcak iletişim kurmamı sağladığı için Twitter’ı aktif kullanmayı tercih ediyorum. Mümkün olduğunca mentionlara cevap vermeye çalışıyorum. Twitter dışında Facebook ve Instagram’da da oldukça aktifim.

Aktif olarak kullanılmasa bile, sosyal medyadaki yeniliklerin takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medyanın çok ciddi bir gücü var ve kendi sektörünüzle ilgili gündemdeki tartışmaları kaçırmamak, hatta bu tartışmalara yön verebilmek için sosyal medyada varlık göstermek en iyisi. Bunun bir örneğini Digital Bosphorus terimi ile ilgili olarak yaşamıştım. Bu terim ilk olarak Almanya’daki DLD 2012 konferansında Türk internet sektörünün ne kadar sıcak ve gelişen bir pazar olduğunu anlatmak için kullanıldı. Ben de bu konunun daha çok konuşulması gerektiğine inandığım için Twitter’da #DigitalBosphorus diye bir hashtag başlattım ve gerçekten bunun üzerinden heyecan verici tartışmalar döndü. Twitter aracılığıyla sektörde bu konunun konuşulmasına vesile olmuştum.

Sosyal medya pazarlaması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’deki aktif sosyal medya kullanıcı sayısı 42 milyon, aktif mobil sosyal medya kullanıcı sayısı ise 36 milyon. Hal böyleyken özellikle müşteri memnuniyetine önem veren ve onlarla sıcak iletişim kurmak isteyen markalar için sosyal medyada güçlü bir şekilde varlık göstermek kaçınılmaz. Sosyal medya hedef kitleyle doğrudan iletişim olanağı sağladığı gibi pazarlama açısından da cazip oyun alanları açıyor. Fakat sosyal medyanın gerçek kişiler üzerinden çalışan bir sistem olduğunu ve markaların oralarda ne şekilde yer alacaklarına çok dikkatli karar vermeleri gerektiğini düşünüyorum.

2016 hedefleriniz nelerdir?

Yeni bir girişimin içinde olmak ve hayatın keyfini çıkarmak.

Abone olarak yeni içeriklerin size e-posta ile günlük olarak gönderilmesini sağlayabilirsiniz.

Yorum Yapılmamış : “Sina Afra – Röportaj”

Bu Konuda Bir Yorum Yaz

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.


*

kadıköy escort bayan - kartal escort bayan -